• BIST 104.123
  • Altın 145,809
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Ruble 0.06017
  • Ankara : 17 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Moskova : 10 °C
  • Antalya : 25 °C
  • İzmir : 21 °C
  • St. Petersburg : 11 °C
  • Kazan : 6 °C
  • Soçi : 25 °C

Rusya'yı fazla köşeye sıkıştırmak tehlikeli olabilir

29.01.2015 13:19
Murat Yetkin / Radikal

Murat Yetkin / Radikal

Rusya, Ukrayna toprağı Kırım'ı ilhakının bedelini ABD ve AB yaptırımlarıyla fena ödemeye başladı. Ama Rusya fazla köşeye sıkıştırılırsa büyüyen kriz Türkiye'yi de sarsabilir.

Her şey Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukeviç’in meydan protestolarına daha fazla dayanamayıp bu yılın 21 Şubat’ında başkent Kiev’i terk etmesiyle başladı.

O zaman pek az kimse bu gelişmenin kısa sürede bir İkinci Soğuk Savaş’a doğru evrileceğini tahmin ediyordu.

Bunu Rus birliklerinin 26 Şubat’ta çaktırmadan (önce bayraksız, üniformasız filan) Kırım’a girmeye başlamaları izledi. Türkiye açısından da önemli Karadeniz’in bu stratejik yarımadası ise Ukrayna toprağıydı; yani fiili işgal söz konusuydu.

İlk tepkiyi veren Avrupa Birliği oldu; ne de olsa protestolar AB-Ukrayna ilişkileri üzerine başlamıştı.

AB’nin Avrupa Konseyi 3 Mart’ta yaptığı olağanüstü toplantıda Rusya’yı derhal geri çekilmeye çağırdı ve bazı Rus ve Ukrayna yetkililerine Avrupa’ya seyahat yasağı getirildiği ve mal varlıklarının dondurulduğunu ilan etti.

Bunu ABD Başkanı Barack Obama’nın 6 Mart’ta Ukrayna krizi üzerine yayınladığı ilk 'Başkanlık Talimatı' (Executive Order) izledi. Obama burada ”Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ihlal eden veya Ukrayna halkının varlıklarını çalan birey ve kurumlara yönelik yaptırımlar” ilan ediyordu. ABD yönetimi Rusya’yı Kırım’dan çekilmeye çağırıyordu.

***

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in buna cevabı işgal altındaki Kırım’da alelacele halk oylaması ilan etmek oldu. 16 Mart’taki oylamanın sonucuna göre Rusya ertesi gün Kırım’ı resmen ilhak etti.

Putin’e göre, tıpkı Rusya’nın Suriye için ABD ile savaşa girmeyeceği gibi, Amerika da Ukrayna için Rusya’yla savaşı göze almazdı.

Tabii bu arada, bu bir tür İkinci Soğuk Savaşın Ukrayna ve Suriye sahneleri Türkiye’yi Kuzeyden ve Güneyden baskı altında alıyor, harareti artırıyordu. Ankara, Kırım Türkleri, Tatarlar’a dair endişelerini beyan etmeye başladı.

Obama ise hem Kırım’ın ilhak edildiği 17 Mart’ta, hem de 20 Mart’ta yayınladığı yeni Talimatlar ile yaptırımların kapsamını genişletti. Yaptırımlar “Putin’in yakın çevresini” de kapsayacak ve AB ile koordinasyon içinde yürütülecekti.

ABD ve AB’nin ortak yaptırımları Rusya’nın belli başlı bütün devlet bankalarını, silah ve enerji şirketlerini de kapsıyordu. Dünyanın en büyük petrol ve gaz üreticisi Rusya’nın ekonomisinin yarısı ise enerji üretim ve satışından geliyordu.

Bunun üzerine ABD yalnız AB ile değil Suudi Arabistan ve Basra Körfezine sahildar diğer petrol üreticisi Arap ülkeleri ile de dirsek temasına girdi. Petrol üretimindeki artış, fiyatları düşürecek, Rusya’nın nefes almasını güçleştirecekti. (Bu taşla iki kuş daha vurulabilirdi. Birincisi, petrol fiyatlarındaki düşüş, nükleer programının son tarihini 24 Kasım’dan 30 Haziran 2015’e uzattırmayı başaran İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmak suretiyle anlaşmaya zorlayabilirdi. İkincisi, büyüme oranını tutturmak için daha çok petrolü daha ucuza satın almak isteyen Rusya’nın stratejik ortağı Çin’in bu konuya serin durmasını sağlayabilirdi.)

Yaz boyunca 100 dolar civarında seyreden petrolün varil fiyatı, Kasım sonunda 70 dolarlar seviyesine inmişti. Bu Rusya’nın sattığı her varil petrolden zarar etmeye başlamasına yol açacak düzeyi zorluyordu. Başını Suudların çektiği petrol ihracatçıları karteli OPEC 26 Kasım’da Viyana’da yaptığı toplantıda petrol üretimini kısmamaya karar verince fiyatlar daha da düştü; bugünlerde (aslında artık Körfez üreticilerini de zorlayacak şekilde varili 60 doların biraz üzerinde seyrediyor. Bazı uzmanlar 2015’te 40 dolara inebileceği tahmininde bulunuyor.

Uluslararası Enerji Ajansı geçenlerde petrol fiyatları böyle düşmeye devam ederse, Rusya ve Venezuela başta olmak üzere ekonomisi petrol ve gaz ihracatına dayalı ülkelerde sosyal patlamaların da başlayabileceğini iddia etti.

Rus Maliye Bakanlığı, kasım ayı sonuna dek yaptırımlar nedeniyle Rusya’nın uğradığı zararı 140 milyar dolar olarak açıkladı. Rus para birimi rublenin Amerikan doları karşısındaki değeri yılbaşındakinin neredeyse yarısına düşmüştü. Rublenin değerini korumak için piyasaya durmadan döviz pompalayan Rus Merkez Bankasın rezervleri ise bu kısa süre içinde beşte bir azalmıştı.

Rusya Ukrayna’daki eyleminin bedelini ağır ödüyor.

Ama Putin’in geri adım atacağı yok gibi görünüyor; zaten o zaman Putin olmaktan çıkar.

Zaten Rusya da yaptırımlarla köşeye sıkıştırılıp sonuç alınacak herhangi bir ülke değil.

Rusya konvansiyonel ve nükleer silahlarla donanmış, uzay yetenekleri de olan bir askeri güç.

Moskova ayrıca şunun da farkında: dünyanın bazı hassas noktalarında ortaya çıkabilecek yeni gerilimler, yeni çatışmalara yol açıp petrol fiyatlarını yeniden yükseltebilir; bu da Rusya’yı krizden çıkartabilir.

Türk ekonomisinde Rusya’nın önemli etkisi var. Elektrik üretiminde Rus doğal gazına, oran olarak Rusya’nın kendisinden fazla bağımlıyız. Putin’in Aralık başında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde AB’ye nispet yeni bir doğal gaz hattı konuşulmaya başlandı. Türkiye’deki ilk nükleer santral, bir Rus santrali olacak Akkuyu’da. Milli gelirin yüzde 4’ünü sağlayan turizm sektöründe Ruslar en ön sıradalar.

Daha fazla saymaya gerek yok. Bir de tarihi boyut var.

Bugün Türkiye’nin pek çok sorununun yüzeyini biraz kazırsanız, altında 1853-56 Kırım savaşı ve 1877-78’de Kafkas ve Balkan cephelerindeki Türk-Rus savaşlarının (93 Harbi) izlerini bulabilirsiniz. Hatırlayın, Rus orduları bugün İstanbul Atatürk havalimanının bulunduğu Yeşilköy’de, ancak İngiltere’nin ültimatomuyla durdurulabilmişti; İngiltere bu hizmeti karşılığında Kıbrıs’ı almıştı Sarayı Üsküdar’a taşımaya başlayan Abdülhamid’den.

Artık genel kabul gördüğü üzere, eğer Birinci Dünya Savaşı sonunda 1919’da imzalanan Versay Anlaşması'nda Fransa, Almanya’nın iflahını kesmek için o kadar üzerine gitmese, muhtemelen Almanya’da yokluklardan yabancı güçlerin sorumlu tutulduğu siyasi ortamda Nazi partisinin yükselişi söz konusu olmayacak, belki yeni bir dünya savaşı çıkmayacaktı.

Bazen fazla zor, oyunu bozar.

Mehmet Akif Ersoy’un dizleriyle bitirelim:

“Tarih”i tekerrür diye ta’rif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”

 

Bu yazı toplam 3411 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gündem Avrasya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : +90 312 479 00 25 | Faks : +90 312 479 00 25 | Haber Yazılımı: CM Bilişim