• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Ruble 0.05956
  • Ankara : 28 °C
  • İstanbul : 31 °C
  • Moskova : 18 °C
  • Antalya : 31 °C
  • İzmir : 33 °C
  • St. Petersburg : 19 °C
  • Kazan : 22 °C
  • Soçi : 26 °C

Salih Kapusuz: Rusya ile Türkiye arasındaki dostluk bölgesel güvenliğin garantisidir

21.11.2013 07:29
Salih Kapusuz: Rusya ile Türkiye arasındaki dostluk bölgesel güvenliğin garantisidir
21 Kasım’da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığındaki heyet 4. Rusya-Türkiye Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) Toplantısına katılmak üzere Rusya’ya iki günlük resmi ziyaretle geliyor.

Toplantı sırasında görüşülmesi planlanan ana konular arasında ticari, ekonomik, enerji ve insani alanlarda ikili işbirliği yer alıyor. Ayrıca ziyaretin gündeminde bölgesel ve uluslararası sorunların görüşülmesi bekleniyor. Görüşmeler sonucunda bir sürü ikili anlaşmaların imzalanması planlanıyor.

Başbakan Yardımcısı, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve TBMM Rusya ile Dostluk Grubu’nun Başkanı Salih Kapusuz toplantı sırasında Rusya ile Türkiye arasındaki işbirliğinin özellikle ele alınması planlanan konularını Rusya’nın Sesi’ne anlattı.

Amur Gadzhiev: Bu sene Aralık ayında Ankara’da Rusya Kültür ve Bilim Merkezi açılacaktır. Bu ihtiyaç, hiç kuşkusuz halklarımızın son dönemde yaşadıkları müthiş yakınlaşmanın bir sonucudur. Siz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Rusya ile Dostluk Grubu’nun Başkanı olarak bu eğilimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Salih Kapusuz: Yüzyıllara dayanan ortak bir geçmişi paylaştığımız Rusya ile ilişkilerimizin özellikle beşeri ve kültürel alanlarda daha da ileriyi taşınmasını hedeflemekteyiz. Bu hedef doğrultusunda, 3 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin her veçhesini kapsayan III. Üst Düzey İşbirliği Konseyi vesilesiyle Kültür Merkezleri Anlaşması imzalamıştık Anlaşma TBMM gündemindedir. Bu Anlaşma çerçevesinde, Moskova’da Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nin kurulması çalışmalarında bulunuyoruz. Aynı şekilde, Rusya’nın da Ankara’da açacağı Kültür Merkezinin çok önemli bir işlevi yerine getireceğini umuyorum. Biz halklarımızı yakınlaştıracak çalışmalara her türlü desteği vermeye hazırız.

Amur Gadzhiev: Bu sene Rusya’da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 90. yıldönümü kutlayan pek çok kültür, toplumsal ve bilimsel etkinlik düzenlenmiştir. Yani, bugün Rusya’da bilim ve iş çevrelerinin Türk meslektaşlarıyla ve Türk halkıyla yakınlaşmak istediğini görüyoruz. Benzer bir durum Türkiye’de yaşanıyor mu?

Salih Kapusuz: Türkiye ve Rusya sahip oldukları ekonomik, politik, tarihi ve kültürel ağırlıklarıyla karşılıklı ilişkilerin 500 yılı aşkın geçmişinde hem birbirlerini, hem de ilişkide oldukları ülke ve halklarını etkilemişlerdir. Dolayısıyla dostluğumuzun en önemli güvencesi halklarımız arasındaki mevcut yakın ilişkilerdir. Rusya’da Cumhuriyetimizin 90. yıldönümü için düzenlenen etkinlikleri memnuniyetle karşıladık. İki ülke halklarını yakınlaştırmak amacıyla önemli çalışmalarda bulunuyoruz. 2013 Nisan ayında İstanbul’da başarıyla düzenlenen ve halkımızın yoğun ilgiyle karşıladığı “Rus Kültür Günleri” benzeri faaliyetleri önümüzdeki dönemde daha sık ve kapsamlı şekilde tertipleyeceğiz. Rusya ile çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık ilişkilerimizin toplumsal boyutunu ilerletmek için bir “Toplumsal Forum” mekanizması teşkil ettik. Bu vesileyle beşeri ilişkilerimizin belki de en güçlü boyutunu teşkil eden turizm alanındaki ilişkilerimize de değinmek isterim. Ülkemiz Rus turistler tarafından en çok tercih edilen ülke konumundadır. 2012 yılında ülkemizde 3,6 milyon Rus turisti ağırladık. Bu tablo sanırım halklarımız arasındaki yakınlaşmayı açıkça ortaya koyuyor.

Amur Gadzhiev: Ticari ve ekonomik alanda devletlerimiz bir hedef koydu – 2023 yılına kadar ikili ticaretimizin hacmi 100 milyar dolar düzeyinde olacakmış. Size göre bu hedef, gerçekçi bir hedef mi, ulaşılabilecek bir hedef mi? Bugün toplam ticaret hacmimizin seviyesi 35 milyar dolar civarında olduğunu göz önünde bulundurursak bu hedef hangi araçlarla sağlanabilecektir?

Salih Kapusuz: Stratejik hedefler önemlidir. Bu hedeflerin ulaşılabilir ve gerçekleştirilebilir olması için de çaba gereklidir. Stratejik olarak gelecek 100 yılını planlamış toplumlar uzun vadeli görüşü olan toplumlardır. Rusya Türkiye için, Türkiye de Rusya için çok önemli iki ülke konumundadır. Müşterek akılda buluşmak ve ilişkileri ileri seviyelere taşımak bölgeye de her konuda fayda sağlar.

Ortağımız Rusya ile ekonomik ilişkilerimizin kapsamı ve gidişatı, ikili ticaret hacmimize dair yüksek hedefler koymaya imkân tanımaktadır. Rusya, ithalatımızda 1. sırada, ihracatımızda ise 6. sırada yer almaktadır. Rusya’daki Türk yatırımları 10 milyar Dolar düzeyindedir. Müteahhitlik firmalarımız Rusya’da bugüne kadar 42,5 milyar dolar değerinde yaklaşık 1500 proje üstlenmişlerdir. Rusya, Türk firmalarınca yurtdışında en fazla iş üstlenilen ülke konumundadır. Rusya da, aynı şekilde, ülkemizde yaklaşık 10 milyar dolarlık yatırıma sahiptir. Rus Sberbank’ın 3,6 milyar dolar karşılığında Denizbank’ı satın alarak ülkemiz bankacılık sektörüne girmesi, Rus yatırımcıların ülkemiz ekonomisine duyduğu güvenin açık bir göstergesi olmuştur. İlişkilerimizin ulaştığı mertebeyi yansıtan en önemli proje hüviyetindeki Akkuyu Nükleer Santrali yaklaşık 20 milyar dolar değerinde bir yatırım olacaktır. Bu, ülkemize yapılmış en büyük yabancı yatırımlardan birini teşkil edecektir. Bu görünüm, 100 milyar dolarlık ticaret hedefimiz için bize cesaret veriyor. Ekonomik ilişkilerimizdeki ivmeyi korumak için ilave araçları da devreye sokuyoruz. Bu doğrultuda, 2012 yılında Rusya’nın Yekaterinburg ve Krasnodar şehirlerinde yeni ticaret temsilcilikleri açtık. Coğrafi yakınlığımızdan da yararlanarak ikili ticaretimizin geliştirilmesi için elverişli koşulları oluşturmaya dönük çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Esasen ÜDİK toplantısı da mevcut bazı sıkıntıları çözmek için en önemli fırsat hüviyetindedir.

Amur Gadzhiev: Siyasi alanda bazı bölgesel ve uluslararası konularda ülkelerimiz arasında birtakım anlaşmazlıklar söz konusu. Bu durum Suriye krizi örneğinde oldukça belirgin bir şekilde kendini göstermektedir. Bununla birlikte, Suriye krizi ile ilgili bile devletlerimiz son günlerde benzer bir tutum sergilemeye başlamış ve siyasi bir çözüm yönünde birtakım adımlar atılmıştır. Bunun sonucu olarak Cenevre-2’ye giden yol netleşmeye başladı. Ancak Cenevre-2, Batı medyası tarafından Moskova’nın ve özellikle Putin’in bir başarısı olarak sunulmaktadır. Türkiye’de bu Cenevre-2 süreci nasıl algılanmaktadrır? Rusya’ya verilen bir taviz olarak mı, yoksa bölge istikrarı için bir ihtiyaç mı?

Salih Kapusuz: Küresel ve bölgesel barışın tesisi ve korunması açısından tarihi, etnik ve kültürel bağlar ile coğrafik konumlarından dolayı Türkiye ve Rusya bölgede önemli bir yer işgal etmektedir. Güncel alevlenen bölgesel sorunlarda, Rusya ile Türkiye’nin dostluğu ve işbirliği bölgesel barış için bir platform olabilir. Krizli bir dünya, savaşlı bir bölge yerine huzurun sağlanması ve bölgenin normalleştirilmesi önemlidir. Suriye’nin güvenliği ve istikrarı, hem Rusya Federasyonu hem de ülkemiz açısından büyük önem arzetmekte ve Suriye’deki krizin bir an önce aşılması ortak amacımızı teşkil etmektedir. Suriye konusunda Rus makamları ile yakın bir diyalogumuz bulunmaktadır ve Türk-Rus ilişkilerinin çok boyutlu yapısı ve iki ülke arasındaki derin bağlar nedeniyle Suriye krizi konusundaki kimi yaklaşım farklılıklarının iki ülke arasındaki stratejik vizyonu etkilemesi sözkonusu değildir. Son olarak, rejimin elindeki kimyasal silahların uluslararası denetime açılması ve imhası hususunda ABD ile Rusya Federasyonu arasındaki mutabakatı memnuniyetle karşıladık. Bu doğrultuda alınan kararlar, Suriye'deki ihtilafın hem bölgesel hem küresel düzeyde barış ve güvenlik için bir tehdit niteliği taşıdığını net bir şekilde ortaya koymuştur. Önümüzdeki süreçte, Suriye rejimine atfedilen yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesinin takibi hususunda Rusya’nın da üyesi bulunduğu BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası topluma önemli mesuliyet düştüğünü düşünüyoruz. Suriye’deki ihtilafın, BM Güvenlik Konseyi gündemine taşınması siyasi çözüm beklentilerini yeniden canlandırmıştır. Bu çerçevede, Cenevre II Konferansına, Suriye halkının özgürlük ve demokrasi taleplerinin gerçekleştirilmesi amacı doğrultusunda işlerlik kazandırılmasını destekliyoruz. Cenevre II’nin, gerçekleştiği takdirde, Suriye’deki rejime meşruiyet kazandıracak bir egzersize dönüşmemesi ve Konferansın yapılacak müzakereler sonucunda bir Geçiş Hükümeti’nin oluşturulması için belirli bir zaman dilimi belirlenmesi için kullanılması gerektiğine inanıyoruz.

Amur Gadzhiev: Enerji alanındaki ikili işbirliğimiz stratejik boyuta ulaşmış durumda. Akkuyu nükleer santrali inşa edilmekte, Güney Akım Projesi çerçevesinde Rusya’nın gaz boruları Türkiye’nin Karadeniz’deki münhasıran ekonomik bölgesinden geçmekte. Ve tüm bunlar, Nabucco Projesi’nden vazgeçildiği dönemde meydana gelmektedir. Öyle görünüyor ki, enerji alanında çok iyi anlaşıyoruz ve giderek karşılıklı olarak birbirinin tamamlayıcısı konuma yükseliyoruz. Bunlara bir de artan güven faktörünü de eklersek çok büyük sonuçlara birlikte imza atabilriz. Mesela, enerji alanda ortak bir dev şirket kurulabilir. Bu tür konular Türk meclisinin gündeminde var mı, olabilir mi, Sizin bu konulardaki görüşünüz nedir?

Salih Kapusuz: Enerji, ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin en önemli unsurlarından birini teşkil etmektedir. Enerji alanında kapsamlı işbirliğimizi daha derinleştirme arzusundayız. Türkiye, Rusya’nın doğal gaz ihracatında ikinci sıradadır. Türkiye’nin ekonomik büyümesi sürdükçe enerji ihtiyacımız da katlanarak artacaktır. Bu anlamda ülkemizdeki yatırım ortamının Rus şirketlerine önemli fırsatlar sunacağını ve iki ülke şirketlerine işbirliği imkânları sağlayacağını düşünüyorum. Akkuyu nükleer güç santrali, 20 milyar doları aşan dev bir proje olup, cumhuriyet tarihinde ülkemize yapılan en büyük yabancı yatırımlardan birini teşkil etmektedir. Proje aynı zamanda, enerji işbirliğimizin petrol ve doğalgazla sınırlı olmadığını göstermesi bakımından da önem taşımaktadır. Bunlara, Samsun-Ceyhan Boru Hattı projesini eklemek gerekir kanaatindeyiz. Bu projenin gerek İstanbul Boğazı’nın güvenliği gerek Karadeniz’e sahildar tüm ülkelerin seyrüsefer ve petrol arz güvenliği bakımından önem taşıdığına inanıyorum. Türkiye olarak, güzergâh ve kaynak çeşitlendirilmesinin küresel enerji arz güvenliğine olumlu etkileri olacağına inandığımızı her vesileyle belirtiyoruz. Bu minvalde, Rus dostlarımızın Güney Akım Projesini en başarılı şekilde gerçekleştirmelerini diliyorum.

Amur Gadzhiev: Türkiye, bir NATO ülkesi ve Avrupa Birliği’ne adaydır. Bununla birlikte Doğu’daki entegrasyon süreçlerine karşı da kayıtsız kalmamaktadır. Mesela, geçen sene Haziran ayında Türkiye, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün diyalog ortağı olmuştu. Bu yılın başında ise sayın Başbakan Erdoğan, ŞİÖ üyeliği için AB’den vazgeçmeye hazır olduğunu açıklamıştı. Ayrıca son dönemde uluslararası basında yoğun bir şekilde Türkiye’nin Avrasya Gümrük Birliği’ne girme olasılığı tartışılmaya başlamıştı. Türkiye’nin dış politikasında doğu vektörünün güçlenmesini Türk halkı nasıl algılıyor, değerlendiriyor?

Salih Kapusuz: Ülkemiz küresel değişimlerin en yoğun şekilde hissedildiği bir bölgede bulunduğu için dinamik, ve çok boyutlu bir dış politika izliyoruz. Şüphesiz ki dış politikamızın stratejik hedeflerinden birisi AB’ye tam üyeliktir. Ülkemiz bu konudaki kararlılığını korumaktadır. Nitekim, 5 Kasım 2013 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen Hükümetlerarası Konferans’ta 22. Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu faslının açılmış olması AB üyelik sürecinin ilerlediğini gösteren bir işarettir. Bu bağlamda, gerçekleştirmekte olduğumuz ve AB’ye üyelik sürecimizi destekleyen kapsamlı reformlar, halkımıza da hayatın her alanında en üst norm ve standartları sunmak amacını taşımaktadır. Aynı şekilde, NATO’nun dünya barışına yapacağı önemli hizmetler bulunduğuna inanıyoruz. Öte yandan, Türk dış politikasının genişleyen ufku Türkiye’yi küresel ölçekteki tüm gelişmeleri izlemeye zorlamaktadır. Bu çerçevede Türkiye, Afrika’dan Asya-Pasifik bölgesine, Latin Amerika’dan Okyanusya’ya kadar geniş bir coğrafyada ilişkilerini geliştirmekte, bölgesel ve uluslararası tüm çok taraflı platformlarda artan etkinlik göstererek varlığını güçlendirmektedir. Ülkemize mücavir alanlar ile bunların ötesinde güvenlik, istikrar ve refah kuşakları oluşturmaya yönelik dış politika hedefimiz doğrultusunda bölgesel entegrasyon ve ekonomik işbirliği projelerini ilke olarak destekliyoruz. ŞİÖ’deki diyalog ortağı statümüz de bu örgüt içindeki gelişmelerin izlenmesine ve bölgesel işbirliğini ilgilendiren konularda görüşlerimizin üye ülkelere aktarılmasına imkân vermektedir. Avrasya’daki ekonomik entegrasyon yapılanmalarıyla ilgili gelişmeleri de ilgiyle takip ediyoruz.

Amur Gadzhiev: Türk dış politikasındaki çok yönlülüğün güçlenme süreci, bir yandan, Rusya, Çin, Kazakistan gibi Avrasya ülkeleriyle partnerlik ilişkilerinin arttığı, öte yandan, Türk halkının, NATO, AB ve bunların inisiyatiflerine karşı güvenin azaldığı dönemde gerçekleşmektedir. Görünüşe bakılırsa Ankara, uluslararası gerçeği yeniden yorumlama sürecine girerek dış siyasetinin çok yönlü niteliğini güçlendirmeye yönelik oldukça büyük bir kararlılık göstermektedir. Ankara’nın bu yeni dış politika stratejisi ve Batı’nın doğudaki ileri karakolu rolünden çıkma süreci Türk halkı tarafından nasıl algılanmaktadır?

Salih Kapusuz: Bir önceki sorunuzda dış politika vizyonumuza değinmiştim. Ülkemizin dış politika yönelimi değişmemiştir. Uluslararası barış ve güvenliğin temininde yeni sorumluluklar üstlenerek gelişmiş ve genişlemiştir. Türk halkı da aktif dış politikamızı desteklemektedir. Nitekim, aktif dış politika uygulamalarımız doğrultusunda özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın yaşamını olumlu yönde etkileyen pek çok somut adım atmış bulunuyoruz. Birçok ülkeyle vize uygulamalarının kaldırılmasının, karşılıklı ticaret ve yatırımı kolaylaştıran düzenlemelerin hayata geçirilmesinin gerek yurtdışında gerek yurtiçinde yaşayan vatandaşlarımızın hayatlarının kolaylaştırılmasına katkıda bulunduğuna inanıyoruz. Başka bir deyişle, çok yönlü dış politika vizyonumuz, halkımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesine ve Türk milletini, milletler ailesinin mümtaz ve saygın bir üyesi olarak dış dünyada yapıcı, etkin ve belirleyici bir rol oynamasını sağlamaya yöneliktir.

Amur Gadzhiev: Yakın zamanda Siz, Türk Heyeti’nin bir üyesi olarak Rus-Türk Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin 4. toplantısına katılmak üzere Moskova’ya geleceksiniz. Hangi konular, sorunlar ve girişimler üzerinde odaklanmayı düşünüyorsunuz?

Salih Kapusuz: Rusya ile ülkemiz arasında Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin (ÜDİK) 4. toplantısını St. Petersburg’da 22 Kasım 2013 tarihinde gerçekleştirmeyi öngörüyoruz. Her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen ÜDİK toplantılarının sonuçları, ilişkilerimiz açısında bir yol haritası teşkil etmektedir. ÜDİK 4. toplantısı vesilesiyle Sayın Başbakanımızın başkanlık edeceği ve ilgili Bakanlarımız ve üst düzey yetkililerimizin katılımıyla oluşturulacak heyetimizin, Rus muhataplarıyla ikili ilişkilerimizin tüm alanlarını kapsamlı olarak ele alması, ayrıca bölgesel ve uluslararası konularda Rus tarafıyla görüş alışverişinde bulunması öngörülmektedir. Ben de Rus muhataplarımla özellikle parlamentolararası ilişkilerimizin daha da geliştirilebilmesine ilişkin somut projeler ve karşılıklı ziyaret ve temasların arttırılmasına yönelik çalışmalarımızı ele almayı planlamaktayım.

Kaynak: Haber Kaynağı
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Gündem Avrasya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 312 479 00 25 | Faks : +90 312 479 00 25 | Haber Yazılımı: CM Bilişim